Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Adalet Bakanlığı 2007 faaliyetleri hakkındaki raporu ve 2008 yılı hedefleri hakkındaki basın açıklaması :

 

Değerli basın mensupları, Türkiye’de ve dünyada önemli olayların yaşandığı bir yılı geride bıraktık. Yeni umutlarla yeni bir yıla daha girdik. Yeni yılın, 2008’in, hepimiz için, herkes için, özellikle ülkemiz için iyilikler, güzellikler getirmesini diliyorum. Her yeni yılın başında bir önceki yılın değerlendirmesi yapılır. Yeni yıla ait beklentiler ve hedefler ortaya konur. Bu uygulamayı daha çok ticari işletmeler, şirketler yapar. Bir yıllık kâr ve zararları hakkında ortaklarına hesap verirler. Tıpkı bunun gibi, millet adına yetki kullanan, harcama yapan kamu kurum ve kuruluşlarının da faaliyetleri hakkında kamuoyuna bilgi vermesi, demokrasinin, şeffaflığın, çağdaş yönetim anlayışının bir gereğidir. Ben de başında bulunduğum Bakanlığın, Adalet Bakanlığı’nın 2007 yılında gerçekleştirdiği faaliyetler, 2008 yılı hedeflerimiz konusunda sizleri ve halkımızı bilgilendirmek için huzurunuzdayım. Basın toplantımıza hoş geldiniz. Hepinizin yakinen bildiği gibi 58 ve 59. Cumhuriyet Hükümetleri döneminde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapmıştım. 22 Temmuz seçimleri sonrası yine Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan 60. Hükümet’te Adalet Bakanlığı görevini üstlendim. Bakanlığımızın 2007 yılı ve öncesine ait faaliyetleri hakkında bilgi verirken, daha önce Adalet Bakanlığı görevini yürüten Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı arkadaşım Sayın Cemil Çiçek’e, seçim döneminde bakanlık görevini üstlenen Müsteşarım Fahri Kasırga’ya ve özveri ile çalışan yargı camiasına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

 Saygıdeğer basın mensubu arkadaşlarım, Bir toplumda huzur, barış, birlik ve beraberlik sadece ekonomik kalkınmayla sağlanamaz. Bunun yanında, hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesi, yargı mekanizmasının hızlı ve etkin bir şekilde çalışması da gerekir. Aslında bu olmadan, ekonomi de gelişmez. Sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmenin temel şartı adalettir. Hukuk devleti, laik yönetim anlayışı olmazsa demokrasi de olmaz. İnsan hakları ve özgürlükler, ancak hukukun üstünlüğünü kabul eden bir devlet anlayışıyla güvence altına alınabilir. Özgürlük ve güvenlik arasındaki hassa denge yine adalet terazisiyle sağlanabilir. Bir canlı 2

için hava ve su nasıl hayati bir ihtiyaçsa, adalet de, bir toplum için o kadar önemlidir. Adalet Bakanlığı olarak görevimiz, adalet hizmetlerinin yerine getirilmesi için en uygun ortamı sağlamak ve yargının sorunlarını gidermektir. Yani yargıya hizmettir.

Nedir yargının sorunları; • Çağdaş gelişmelere cevap verebilecek hukuk mevzuatı eksikliği, • Mahkemelerin iş yükünün fazla oluşu ve davaların uzun sürmesi, • Fiziki kapasite ve teknik alt yapı hizmetlerinin istenen düzeyde olmaması, • Güven sıralamasında yargının maalesef arzu edilen yerde bulunmaması.

 

Giderek gelişen uluslararası ilişkiler, bilim ve teknoloji alanında meydana gelen baş döndürücü gelişmeler, sürekli artan ekonomik ve sosyal faaliyetler her geçen gün hukuki uyuşmazlıkların çeşit ve sayısını artırmaktadır. Bu nedenle gelişen toplumsal ihtiyaçlara cevap verebilecek mevzuat düzenlenmeleri her zaman hep ilk sırada yer almıştır. Geçtiğimiz 5 yıl, bu alanda reform niteliğinde adımların atıldığı bir dönem olmuştur. İçinde temel kanunların da bulunduğu 63 kanun tasarısı bu dönemde yasalaşma imkânı bulmuştur. Bunlardan bazılarını hatırlatmak istiyorum: Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Bilgi Edinme Kanunu; Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, Elektronik İmza Kanunu, Türkiye Adalet Akademisi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun; Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, Çocuk Koruma Kanunu, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu.

 

Bu kanunların önemli bir bölümü Türk hukuk mevzuatına yeni giren düzenlemelerdir. Uluslararası camiada bize sınıf atlatan düzenlemelerdir. 2007 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler nedeniyle TBMM’nin hukuk reformu alanında adım atması için pek az imkan bulabildiği bir yıl oldu. Buna rağmen son iki ay içinde atılan şu 5 adım, reform çalışmalarına büyük bir hızla devam etmekte olduğumuzun en çarpıcı örnekleridir: -Kasım ayında Kat Mülkiyeti Kanunu’nda önemli değişiklikler yaptık. -Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İzleme Kurulları Kanunu’nu değiştirdik. -Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanunu çıkarttık. -Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu yasalaştırdık. -Ve son olarak Tanık Koruma Kanunu yürürlüğe girdi.

 

Bütün bu kanunlar önemli bir boşluğu dolduruyor. Vatandaşımızın hayatını kolaylaştırıyor. Katılım müzakerelerini yürüttüğümüz AB müktesebatı ile uyumu sağlıyor. -Ülkemizin en önemli gerçeği olan depreme karşı, binalarımızı güçlendirmekte zorluklar yaşıyorduk. Bir kat malikinin karşı çıkması, tedbir almamızı engelliyordu. Kat Mülkiyeti Kanunu’nda yapılan değişiklikle bu sorun çözüldü. Bu tür davalarda yargılama süreci kısaldı. -Terör örgütleriyle ve organize suç çeteleri ile mücadelede tanık faktöründen yararlanmada kolaylıklar sağlayacak ve bu tür örgütlerin çözülmesine yardımcı olacak Tanık Koruma Kanunu artık yürürlükte. 2008 yılı hukuk reformu alanında daha güçlü adımların atılacağı bir yıl alacak. -Türk Ticaret Kanunu (TTK), yeniden hazırlandı. Genel kurul gündeminde. Dünyada ve Ülkemizde meydana gelen ekonomik ve ticari hayattaki gelişmelere ve değişimlere paralel hükümler getiriyor. Ödünç sözleşmelerinde mürekkep faize (bileşik faize) son veriyor. Halktan para toplanabilmesi Sermaye Piyasası Kurulu’nun iznine bağlanıyor. Sermaye piyasası kurulundan izin alınmaksızın özellikle yurt dışında para toplanmasına engel hükümler getiriliyor. Bu yolla halkın aldatılmasının önüne geçiliyor. Yine 2008 yılının hemen başında temel ceza kanunlarına uyum amaçlı 171 yasada değişiklik yapılacak. Bu düzenlemelerle, gündelik hayata yeniden çekidüzen geliyor. -Türk Borçlar Kanunu yeniden düzenlendi. Meclise sevk edildi. Özellikle bankalarla yapılan kredi kartları sözleşmeleri, taksitle satış sözleşmeleri, sigorta sözleşmeleri ve her türlü abonelik sözleşmelerinde tüketicinin korunmasına yönelik hükümler getiriyor. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılan ıslak imzayla aynı hukuki sonuçları doğuracak. Eşlerden biri ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilecek. Kefilin sorumlu tutulacağı miktar, kefil tarafından belirlenecek. Yıllık kira artış oranı, enflasyon kadar, yani yıllık üretici fiyat endeksi oranında olabilecek. Ayrıca bir kira yılı içinde, kira bir defa ödenmediğinde kalan diğer ayların kirasının peşin ödenmesi zorunluluğu kaldırılıyor. Kiracının vereceği depozito, üç aylık kira bedelini geçemeyecek.

 

-Üç kanun tasarımız, Adalet Komisyonu’nda görüşülmeyi bekliyor. (Yargıtay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Türkiye Hâkimler ve Savcılar Birliği Kanun Tasarı, Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Tasarısı)

 

-Yedi kanun tasarımız Başbakanlığa sevk edildi. (İdari Yargılama Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı; Ticari Sır, Banka Sırrı ve Müşteri Sırrı Hakkında Kanun Tasarısı, Devlet Sırları Kanun Tasarısı, Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı, Hukuk Mahkemeleri Kanunu Tasarısı, DNA Verileri ve Milli DNA Bankası Kanunu Tasarısı, Ceza İnfaz Kurumları Dış Güvenlik Hizmetleri Kanunu Tasarısı)

 

-İçinde “Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu Tasarısı” da olan 7 kanun tasarısı üzerinde de çalışmalar devam ediyor. Amacımız, tüm mevzuatımızı çağdaş gelişmelere ve toplumun her türlü ihtiyaçlarına cevap verebilecek hale getirmektir.

 

2008 yılı yargı reformu açısından çok yoğun geçecek bir yıl olacak. Konuşmamın başında yargının sorunlarından birinin de “mahkemelerin iş yükünün fazla olduğu ve davaların uzun sürmesi” gerçeği olduğunu ifade etmiştim. -Bunun sebeplerinden biri, hâkim ve Cumhuriyet savcısı sayısının yetersizliğidir. -Yardımcı personel sayısındaki açıktır. -Bilişim teknolojisinin adliyelerimizde arzu edilen hıza henüz tam olarak ulaşamamış olmasıdır. -Yargıtay’ın yoğun iş yüküdür.

Ülkemizde halen 14.697 hâkim ve Cumhuriyet savcısı kadrosu mevcuttur. 10.582’si dolu, 4.115’i ise boştur. 2006 yılında mahkemeler, yaklaşık 5,5 milyon davaya bakmıştır. 1997 yılında bir hâkim 581 işe bakarken, bu rakam 2006 yılında 852’ye ulaşmıştır. Avrupa’da bir hâkim yaklaşık 200 dosyaya bakıyor. Görüldüğü gibi hâkim ve savcılarımız, büyük bir özveri ile çalışıyor olmalarına rağmen, yoğun iş yükü altında oldukça zorlanmaktadırlar. Çare, 4.115 hâkim ve savcı kadrosunu bir an önce doldurabilmektir. Bu hemen mümkün olmuyor. Çünkü bir hâkim ve savcının yazılı sınavdan, mesleğe kabule kadar geçen eğitim süreci iki, ikibuçuk yılı buluyor. Adalet Akademimizin kapasitesi kadar hâkim ve savcı adayı alabiliyoruz. Son 5 yıl içinde adli ve idari yargıya 2.959 hâkim ve savcı alabildik. Adaylıkları başlamış 553 hâkim ve savcımız eğitimlerine devam ediyor. 500 kadro için mülakat sınavı da şubat ayı içinde gerçekleşecek. Ayrıca 2008 yılı içinde ÖSYM tarafından yapılacak iki sınav sonucunda adli yargıya yaklaşık 1000 yeni hâkim ve savcı almayı planlıyoruz. 2010 yılında faaliyete geçirmeyi planladığımız istinaf mahkemeleri, bu ihtiyacı daha da artıracak.Belki de ilerde Kadro Kanunu’nda değişiklik yaparak Meclisimizden yeni hâkim ve savcı kadrosu talep etmek zorunda kalacağız. Diğer yandan adliyelerimizde hâkim ve Cumhuriyet savcılarımıza yardımcı olan personele de şiddetle ihtiyaç duymaktayız. Halen 37.260 adliye personeli yasal kadrosundan 7.996’sı boş bulunmaktadır. Bu daha fazlaydı. Son 5 yıl içinde 14.478 yardımcı personel alınmıştır. Bu kadroların önemli bir bölümünü bu yıl doldurabileceğimizi umuyorum. Yargı sürecini hızlandırmanın yollarından biri de bilişim teknolojisinden yararlanabilmektir. UYAP projesi bunun için vardır. Önemli mesafe alınmıştır. Ancak programın sadeleştirmeye, yeni ekipmanlarla süratle takviyeye ihtiyacı vardır. Bu konuda çalışmalar büyük bir hızla devam etmektedir. Takdir ederseniz ki sistem, her an yenilenmeyi gerektiriyor ve bu oldukça pahalı bir iştir.

Yargı sürecini hızlandırmak derken, Yargıtayımızın iş yükünün fazlalığından bahsetmeden geçmek mümkün değildir. Bunun çaresi olarak “bölge adliye mahkemeleri” düşünülmüş ve yasası çıkarılmış, 9 ilimizde de kuruluşuna HSYK’ca karar verilmiştir. Binalarımızın yapımına da başlanmıştır. Ancak bölge adliye mahkemelerimizin sayısını en az bir misline çıkarmalıyız.

 2008 yılı bu çalışmanın yapılacağı bir yıl olacak. Belki ilgili yasada bazı yeni düzenlemeler yapmak zorunda da kalacağız. Bütün bu zorluklara rağmen hâkim ve savcılarımızın ve adli personelimizin geceli gündüzlü çalışarak, adaletle hükmederek, her türlü siyasi mülahazalardan uzak görevlerini en iyi şekilde yerine getireceklerine ve yargı erkinin saygınlığını daha da artıracaklarına inanıyorum. Biz de Hükümet olarak, Bakanlık olarak hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan yargı erkini daha da güçlendirmeye, onların işini kolaylaştırmaya özen göstereceğiz. Hâkim ve savcılarımızın görev yaptığı adliye binalarımızı süratle yeniliyoruz. Bunun sonucu olarak daha önce eski ve yetersiz binalarda, kiralık iş hanlarında adalet dağıtmaya çalışan mahkemeler, belirli bir program çerçevesinde inşa edilen çağdaş araç ve teknoloji ile donatılmış görkemli adalet saraylarına taşınmaya başladılar. Bundan bir süre önce turistik beldelerimizden biri olan Fethiye’de , eski bir adliye binasında daktilo ile çalışan zabıt katiplerini gören turistler, “Burası müze mi?” diye soruyorlardı. Bu ilçemizdeki adliye, geçen yıl yeni binasına kavuştu. Sadece Fethiye değil, Alanya’dan İzmir’e kadar turistlerin yoğun olarak geldiği yerlerde artık eski adliye binası kalmadı. Bu durumu, yargımızın saygınlığı açısından son derece önemsiyoruz. 2003 yılından itibaren inşaatı tamamlanan 78 adet adalet sarayını hizmete açtık. 39 adliyenin inşaatları sürüyor. 28 adedinin proje çalışmaları devam ediyor. 7 adedinin de ihale işlemleri yürüyor. 2008 yılında 23 adalet sarayını tamamlamış olacağız. Özellikle İstanbul’da Avrupa’nın en büyük adalet sarayını inşa ediyoruz. 360.000 m2 kapalı alana sahip olacak İstanbul Kartal’da inşaatı devam etmekte olan Anadolu yakası adalet sarayını 2010’da faaliyete geçirmeyi planlıyoruz. Yine İstanbul Çağlayan’da yapımı devam eden 328.000 m2’lik kullanım alanına sahip olacak Avrupa yakası adalet sarayını da 2010’a yetiştirmeye çalışıyoruz. 2010 Avrupa kültür başkenti İstanbul’a çok yakışacak bu adalet saraylarımızın açılış heyecanını şimdiden duyuyoruz. Bu alanda yaptıklarımızın boyutunu göstermek için şöyle bir karşılaştırma yapmak isterim. 2003 yılına kadar toplam 151 mahalde 559.384 m2 kapalı alanlı bina yapılmış iken 2003 yılından sonra 81 yerde 716.839 m2 kapalı alana sahip adliye binası hizmete sunuldu. Önümüzdeki aylarda 30 mahalde 308.500 m2 kapalı alana sahip adiye binası hizmete sunulacaktır. İstanbul’daki binaların bitimi ile yapılan adliyelerin kapalı alanı 2.000.000 m2 yi geçecektir. Böylece Cumhuriyet tarihinde yapılan binaların kapalı alan olarak miktarını 4’e katlamayı hedeflemekteyiz. Değerli basın mensupları, biraz da cezaevleri ve ceza infaz sistemi konusunda bilgi vermek istiyorum. Sizlerin de yakından bildiği gibi, cezaevleri daha önce kamuoyunun gündemini isyanlarla, firar hadiseleriyle işgal ediyordu. Büyük bir sorun kaynağı haline gelen bu kurumlar, son dönemde hükümlü ve tutukluların iyileştirilmesini amaçlayan sosyal ve kültürel faaliyetlerle, işyurtlarında üretilen ürünlerle gündeme gelmeye başladı. Personel ve kaynak israfına yol açan küçük ve yetersiz cezaevlerinin kapatılmasıyla yaklaşık 600 civarında olan cezaevi sayısı 392’ye düşürüldü. Suç örgütlerinin cezaevlerinde hâkimiyet kurmasına yol açan, çok sayıda mahkumun bir arada kaldığı koğuş sistemi terk edildi. Hükümlü ve tutuklular, uluslararası standartlara göre inşa edilen yeni cezaevlerine nakledildi. Cezaevleri için kampüs modelini uygulamaya başladık. Metropol kentlerde cezaevi sorunlarına köklü çözüm getirmek amacıyla birden fazla kurumun bir arada yer aldığı ve bir çok hizmetin ortak olarak karşılandığı ceza infaz kurumları kampüsü modeli geliştirildi. Bu modelin ilk örneği olan 7 cezaevinin birarada bulunduğu Sincan’daki Ankara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü faaliyete geçti. 2 F tipi, 2 L tipi, 2 çocuk, 1 de kadın cezaevinin bulunduğu kampüste, açık ve kapalı spor salonları, kütüphane, konferans salonu, çok sayıda derslikler ve iş atölyeleri başta olmak üzere hükümlü ve tutukluları topluma kazandırmaya yönelik imkanlar bulunuyor. Hükümlü ve tutukluların iyileştirilmesi, ihtiyaçların tek merkezden karşılanması ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli kolaylıklar sağlayan cezaevleri kampüsü modelini Ankara’dan sonra İstanbul, Kocaeli ve İzmir’de de hayata geçireceğiz. İstanbul Silivri’de 9 cezaevinin bulunduğu 10 bin 904 kişi kapasiteli ceza infaz kurumları kampüsünün inşaatı büyük ölçüde tamamlandı. Kampüste yer alan açık cezaevi bölümü faaliyete geçti. Bayrampaşa Cezaevi’nin 2008 yılı Mart ayında kapatılarak, hükümlü ve tutukluların Silivri’ye taşınması planlanıyor.Yine, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da bulunan Ulucanlar Cezaevi, pislik , isyan , firar, yangın ve insan hakları ihlalleriyle gündeme geliyordu. Bu cezaevi de bindiği gibi kapatıldı. Buranın kültür ve sanat merkezi olarak kullanılması amacıyla Altındağ Belediye Başkanlığı; Ankara Baro Başkanlığı ve Ankara Mimarlar Odası Başkanlığı ile protokol yapıyoruz. 488 mahkum üniversiteye girdi. 2007 yılında 856 hükümlü ve tutuklu üniversite sınavına katıldı. Bunlardan 488’i bir yüksek öğretim kurumuna yerleştirildi. Ceza infaz kurumlarında, hem ceza infaz koruma memurlarına hem de hükümlülere yönelik eğitim faaliyetlerine ağırlık veriyoruz. Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu uyarınca, Ankara, İstanbul, Erzurum ve Kahramanmaraş’ta eğitim merkezleri açıldı. Eğitim merkezlerinde bugüne kadar toplam 32.499 ceza infaz kurumu personeline psikoloji ve insan hakları konuları başta olmak üzere hizmet içi eğitim verildi. Sadece 2007 yılında eğitim alan personel sayısı 13.017 olmuştur. Tüm personelden 19.090’ı hizmet içi eğitim semineri, 6595’i hizmet içi eğitim kursu, 3713’ü aday memurluk eğitimi, 2118’i görevde yükselme eğitimi ve 985’i de eğitici eğitimi almıştır. Hükümlüler cezaevinde meslek sahibi oluyor. 186 ceza infaz kurumunda hükümlü ve tutukluların meslek ve sanatlarını koruyup geliştirmek veya onlara bir meslek ve sanat öğretmek üzere tesis, atölye gibi ünitelerden oluşan işyurtları bulunuyor. Cezaevlerinde iş ve meslek eğitimi kurslarına katılan 26 bin kişi sertifika almaya hak kazandı. Tahliye olan mahkum başıboş bırakılmıyor. Günümüzde ceza infaz sistemi, hükümlünün sosyalleşmesini teşvik etmeyi, yeniden suç işlemesini engelleyici koşulları oluşturmayı amaçlıyor. Mahkumların tahliye olduktan sonra üretken, kanunlara ve diğer toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk sahibi bireyler olarak toplumda yer almaları için çaba gösteriliyor. Hükümlülerin tahliye olduktan sonra yeniden suç işlemelerini önlemek ve hayata tutunmalarını sağlamak amacıyla 133 ağır ceza merkezinde Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları oluşturuldu. Bu merkezler, şüpheli, sanık ve hükümlülerin, toplumla bütünleşmesi açısından ihtiyaç duyulan her türlü hizmet, program ve kaynakların sağlanması konusunda faaliyet göstermeye başladı. 2006 yılı başından itibaren mahkemelerce, kamu yararına çalışma, eğitim kurumuna devam etme, madde bağımlılarının tedavisi, rehberlik hizmeti alma ve konutta infaz gibi 44 bin 799 denetimli serbestlik kararı verildi. Bu kararların önemli bir bölümü yerine getirildi. 22 bin 470 kararın infazına devam ediliyor. Ayrıca koruma kurulları tarafından tahliye olan bin 305 hükümlü ile 158 suç mağduruna çeşitli konularda yardım yapıldı. Yine bu kapsamda, 45 meslek edindirme projesi yapılarak ceza infaz kurumlarından salıverilen 456 hükümlü eğitimden geçirildi.  Bakanlığımız, cezaevleri reformunu hem modern binalarla fiziki mekanları iyileştirerek hem de çağdaş infaz anlayışıyla hükümlülerin sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırılması yönündeki çalışmalara ağırlık vererek sürdürüyor.  Bakanlığım, AB sürecinde de önemli sorumluluklar üstlendi. Avrupa Birliği tam üyelik müzakere süreci ile birlikte temel hak ve özgürlükler ile adalet hizmetlerinde ihtiyaç duyulan reformların gerçekleştirilme süreci hızlandı. Ancak son dönemde AB reformlarının yavaşladığı şeklinde eleştiriler dile getiriliyor. Bu izlenimin 2007 yılında, Cumhurbaşkanı seçimi ve milletvekili genel seçimlerinden sırasındaki yoğunluk nedeniyle, bazı kanun tasarsılarının gündeme alınamamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Biz Bakanlık olarak AB’yle ilgili çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. AB sürecinde yapılan ve yapılmakta olan bu çalışmaların tek hedefinin AB’ye üyelik olduğu düşünülmemeli. Yaptığımız reformların asıl ve en önemli amacı, insanımıza çağdaş ve kalkınmış bir ülkede, evrensel olarak kabul görmüş hukuk kuralları çerçevesinde, müreffeh bir yaşam sunmaktır. AB tarama çalışmaları ve projeler. 3 Ekim 2005 tarihi itibarıyla açılan ve 35 başlık altında yürütülen tarama sürecinde Bakanlığımız önemli görevler üstlenmiştir. Bu başlıklardan “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik”, “Yargı ve Temel Haklar”, “Şirketler Hukuku”, ve “Fikrî Mülkiyet Hukuku” fasıllarında Bakanlığımızı doğrudan ilgilendiren alanlar bulunuyor. Ayrıca avukatların Avrupa Birliğine üye ülkelerde serbest dolaşımının sağlanması açısından “İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi” faslı kapsamında da Bakanlığımızı ilgilendiren hususlar mevcut. Bu başlıkların yanı sıra “Sosyal Politika ve İstihdam”, “Sermayenin Serbest Dolaşımı”, “Bilgi Toplumu ve Medya”, “Malî Kontrol”, “Çevre”, “Tüketicinin ve Sağlığın Korunması”, “İşçilerin Serbest Dolaşımı” başlıklarında Bakanlık olarak ilgili kurumlara katkı sağlamaktayız. Bakanlığımızın eylem planlarında, AB kurumlarıyla ortak gerçekleştirilen yargı sistemimize yönelik projeler önemli bir yere sahiptir. Bu kapsamda yargının etkililik ve verimliliğinin artırılmasına yönelik olarak tasarlanan 5 proje başarı ile tamamlandı. Avrupa Birliği kurumları ile halen “İstinaf Mahkemelerinin Kurulmasının Desteklenmesi İnşaat Projesi”, “Türkiye’de Adalete Daha İyi Erişim”, “Mahkeme Yönetimi Sistemine Destek”

projelerini ortak olarak yürütmekteyiz. Ayrıca AB Komisyonu’na 2008 Malî Yılı için sunulacak 4 proje bulunmaktadır. Diğer Avrupa ülkeleri ile yürütülen 5 adet ikili işbirliği projesi vardır. Bu projeler, yargının önünü açmayı ve yargıyı hızlandırmayı amaçlamaktadır.

 2007 yılında 24 suçlunun Türkiye’ye iadesi sağlandı. Son yıllarda Devletimizin uluslararası ilişkilerinde artan prestijine paralel olarak Bakanlığımızın görev alanına giren hukukî, cezaî ve insan hakları konularında; uluslararası adlî yardımlaşma, suçluların iadesi, hükümlülerin nakli, nafaka alacaklarının tahsili ve çocuk kaçırmanın hukukî yönlerine ilişkin işlemlerde önemli oranda artış görülüyor. Bu çerçevede Bakanlığımızın girişimleri neticesinde aralarında terör suçlularının da bulunduğu 24 kişi çeşitli ülkelerden Türkiye’ye iade edildi. Türkiye de anlaşmalar çerçevesinde 11 suçluyu talep eden ülkelere iade etti. Bakanlık olarak, günümüzde tüm demokratik ülkelerin ortak sorunu haline gelen yolsuzluk, kara para aklama, terörizm, sınır aşan örgütlü suçlarla mücadeleye yönelik uluslararası sözleşme hazırlık toplantıları, seminer ve konferanslara aktif bir şekilde katılım sağlıyoruz. Medyamızın değerli mensupları, Demokratik hukuk devletinin temel taşlarından biri olan yargının sorunları büyük, ama asla çözümsüz değildir. Bakanlık olarak, adalet hizmetlerinin en iyi şekilde yerine getirilmesi ve yargının sorunlarının giderilmesi konusunda yaptığımız ve yapmayı düşündüğümüz reform niteliğindeki çalışmaların bir kısmını aktardım. Vizyonumuz, Büyük Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşma ülküsüne uygun olarak, vatandaşlarımıza adalet hizmetlerini en iyi şekilde sunmaktır. Bakanlık olarak 2008’de yargının hızlanmasına ağırlık vereceğiz. Geciken adalet, maalesef adalet olmaktan çıkıyor. Bu nedenle yavaş işleyen yargıyı hızlandırma konusunda kararlıyız. Şimdiye kadar, gerek mevzuatın güncellenmesi, gerekse UYAP’ın devreye girmesi ve modern adalet saraylarıyla yargının hızlı işlemesi için gereken altyapı büyük ölçüde oluşturuldu. Mahkemelerdeki yoğun iş yükü nedeniyle davaların uzamasına yol açan personel açığını kapatmak için de çaba gösteriyoruz. Mağduriyetinin giderilmesi için adalete sığınan vatandaşın canı, bir de davaların uzun sürmesinden dolayı yanıyor. Elbette benim, bir Adalet Bakanı olarak, bu durumu kabullenmem düşünülemez.
11Önümüzdeki dönemdeki en büyük hedeflerimizden birisi, yargının iş yükünü azaltabilmek için alternatif çözüm yollarını yargıya kazandırmaktır. Yargıdaki gecikme sorunun ortadan kaldırılması için özel gayret göstereceğimi belirtirken, yoğun iş yükü karşısında özveriyle çalışan hâkimlerimiz, Cumhuriyet savcılarımız ve diğer personelimizden de bu konuda daha duyarlı davranmalarını bekliyorum. Hukuk ve yargıya ilişkin sorunların yalnızca Adalet Bakanlığı’nın çabalarıyla çözülmesinin de mümkün olmadığını vurgulamam gerekir. Dolayısıyla bu alanda yapılacak çalışmalarda Bakanlığımızın yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, yargı organlarına, barolara, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına, basınımızı temsil eden gazeteciler ve televizyoncular olarak sizlere de büyük sorumluluklar düştüğünü ifade etmek isterim. Basın toplantımıza katıldığınız için hepinize teşekkür ederken, tekrar yeni yılınızı kutluyor, 2008’in ülkemize birlik, barış ve huzur getirmesini diliyorum.


No Comments yet, be the first to reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*